YURTDER
YURTDER Genel Merkezi olarak geçmişten günümüze gelen ve var olan sorunların dile getirilmesinde, yetiştirme yurdundan ayrılan gençlerin karşılaştıkları sorunların yanı sıra aynı ortamda yetiştirme ve aynı yaşam şartlarını paylaşmaktan dolayı meydana gelen birlikteliğin dayanışma ve yardımlaşmaya dönüşmesi amacıyla -KİMSE SAHİPSİZ DEĞİLDİR- diyerek Kasım 2007 yılında Ankara merkezli olarak kurulmuştur.
Bizler yeni bir sivil toplum örgütü olarak, tüm sorunların üstesinden gelemeyeceğimizin bilincindeyiz.
Bunun için devletimizin ve halkımızın bizleri desteklemelerini beklemekteyiz.
Yetiştirme Yurtları gençlerimize 18 yaşına kadar bakmakta eğer tahsiline devam ediyorsa 25 yaşına kadar bakmakta ve daha sonrada sokağın kaderine bırakmaktadır. Şunu belirtmek istiyoruz ki hiçbir anne ve baba çocuğunu 18 yaşını doldurunca sokağa bırakmaz ve bırakmamalıdır.
YURTDER olarak en büyük amacımız; 18 yaşını dolduran ve sokağın kaderine terk edilmiş olan kardeşlerimizin elinden tutmaktır.
Hiçbir kardeşimizin sokakta kalmasına vicdanımız el vermemektedir. Sadece onlara yetiştirme yurdundan ayrıldıktan işe girinceye ve kendi hayatını idame ettirecek konuma gelene kadar kalabilecekleri bir konukevi (misafirhane) yapmak amacındayız. Ancak Derneğimizin maddi imkânlarının kısıtlı olması nedeniyle bu sosyal projeyi hayata geçirememekteyiz. Bizler maddi ve manevi destek beklemekteyiz.
Ancak ne yazıktır ki bizlerin anne ve babası olan devlet bizleri 18 yaşında kapının önüne koymaktadır. Soruyorum gidecek yeri olmayan hayatta kimsesi olmayan bir genç ne yapabilir. Bir gün önce sıcak yatağı ve yemeği olan bir kişi ertesi gün nerede kalacağını ve ne yiyeceğini bilmiyorsa ne yapmalı işte biz burada devreye girmek istiyoruz. Ama tabiî ki bunu da yapabilmek için maddi desteğe ihtiyacımız var. Bizlerin az önce dediğim gibi yetiştirme yurdundan ayrılan gençlerimizin işe yerleştirilene kadar bizlerin kontrolünde yararlı bir birey olması için konukevlerimizde misafir etmek amacındayız.
Bizler hayatın acı tecrübeleriyle küçük yaşta tanıştık. Yalnızlık çok acıdır bunu yaşamayan bilemez. Bizlerin en çok sevgiye ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda yalnızlığın içine itilmişizdir.
Biz YURTDER olarak topluma ne kadar donanımlı ve eğitimli bireyler kazandırabilirsek toplumun da o ölçüde gelişeceğine ve sağlıklı toplumun oluşturulacağına inanmaktayız.
Yetiştirme Yurtlarında yetişen gençlerimiz de Türk toplumu içindeki diğer gençler ve yetişkinlerle bir arada düşünülmesi gerekmektedir.
Orda ki gençlerimizin de Kimsesi olmayan gençlerimizin de sevgiye, itibara lâyık olduklarını unutmamalıyız.
Toplumumuzdaki herkesin öğretmeninden, idarecisinden, patronundan, kısacası toplumda herkesin bu gençlerimize farklı muamele yapmamalı ve bu tarz davranışlara asla müsaade etmemelidirler.
Çünkü kimsesiz olmak, bizlerin dışındaki faktörlerden meydana gelen bir durumdur. Hiç kimse kimsesiz olmak istemez. Hayatın ne getireceğini bilemeyiz bugün bizler yarın sizlerin çocukları orada olabilir. Hayatın ne getireceğini bilemeyiz.
Ancak hayatımızı sürdürebilmek için güçlü olmak gerek. Bu güçlülüğü ve güveni hepimiz sağlama görevi içindeyiz. Korunmaya muhtaç gençlerimizin bu sevgi ve güveni sağlamalarına yardımcı olunmalıdır.
Çocuğun sevgiye, iyi örneklere, açıklayıcı doğru bilgilere ihtiyacı vardır.
Bizlerin içindeki kadar iniş ve çıkışlar tabiatta yoktur. Hiç kimsenin bizlerin yüreğinde kopan fırtınalar kopamaz. Bizlerin manevî ihtiyaçlarımızın yanında maddî ihtiyaçlarımız hiç kalır.
Çocuğa güzellik gösterilmeli, iffet, nezaket, temizlik ve doğruluk anlatılmalıdır. Çünkü “Geleceği satın alabilecek tek şey, bugündür" Gelecek ise bugünkü çocukların yarınıdır.
Çocukluğunu yaşayan küçük insanı anlamak, yetişkinin görevidir.
Çocuk başta içinde yaşadığı ailede hazır bulduğu hayat şekillerini, alışkanlıklarını, gelenek ve göreneklerini olduğu gibi, türlü fikrî, ahlâkî, hukukî, dinî anlayış ve yaşayışı da başlangıçta farkında olmadan kabul eder.
Çocukların gelişmesinde ailelerin tartışılmaz bir yeri vardır.
Kültürsüz bir toplumun gerçekleri anlaması çok zordur. Gerçeklerin özünü herkes kavrayamaz.
Yetiştirme yurtlarında yaşayan çocuklar bizim çocuklarımız bizim kardeşlerimiz. Onları yok sayamayız. Sorunlarını aşmak adına gayret etmenin inancındayız. YURTDER olarak, bu gençlerimizin ve kardeşlerimizin kanayan yaralarını sarmak için gayret etmeliyiz. Maddi desteğin yanı sıra mutlaka ilk sırada psikolojik desteği ve gerçek dostluğu ve sevgiyi onlardan sakınmamalıyız. Onlara anne olmaya çalışmadan, gerçek dost, her şeyi paylaşabildikleri gerçek arkadaşlar olmalıyız.
Buradaki kardeşlerimiz yalan ilişkilerin, çatışan menfaatlerin, uyumsuz SORUMSUZ anne, babaların birer ürünüdür.
Sahte sevgi gösterilerine, gereksiz şovlara, hayal tacirliği yapanlara hiç mi hiç ihtiyaçları yoktur.
Kaldıkları ortamlar temiz, sağlıklı ama yeterli ilgi ve sevgi yok.
Bizler ailenin bir toplum için temel taş olduğuna çok inananlardanız.
Çocuk yuvalarına bırakılan çocukların en az yüzde yetmişi parçalanmış aile çocuklarıdır. Gün geçtikçe artan boşanma davaları, aile facialarına dönüşmekte ve sonuç olarak ortada kalan çocuklar olmaktadır. Anne, baba yaşıyor ama gerek hayat şartlarının kötülüğü, gerekse eğitimsizlik nedeniyle şiddet gören aile fertleri zamanla birbirlerinden kopuyorlar. Ailenin bu acı veren parçalanma aşamasında ise çocuklar devlet tarafından aileleri şiddet uyguladığı için yada bakamadıkları için yuvalara, yetiştirme yurtlarına veriliyorlar. Henüz anne babasının ayrılma şokunu atlatamayan çocukların bir de bu ortama adapte olmaları gerekiyor. Hiç biri orayı ilk önceleri benimsemiyor, geçici olarak geldiklerine, mutlaka geri döneceklerine inanıyorlar. Peki ama nereye geri dönecekler? Artık ortada bir aile kalmamış, bir ev ortamı kalmamış. Anne ve baba kendine yeni bir eş, yeni bir hayat kurmuş bile çoktan. İnsanoğlu çiğ süt emmiş, kendi kanından, canından bir parça da olsa unutup yeni sayfalar açmak daha kolay oluyor.
Bizler toplum olarak geleceğimiz olan gençlerimizin değerlerini kıymetini çok iyi bilelim. Elbette yaşanılan bu olumsuzlukların topluma bir maliyeti olacaktır..
Unutmamalıyız ki bizim gelecek nesillerden ümidimiz var. Onları ayakta tutacak, onları güçlendirecek kurumların bir şekilde koruma altına alınması gerekmektedir. Özellikle devlet tarafından bu kurumlar desteklenmeli, özendirilmelidir. Şüphesiz güçlü bir toplum, millet olmamızın ilk temel taşı sağlam aile yapılarının yıllarca ayakta kalmasıdır.
Yetiştirme Yurtlarında kalan gençlerimizin hayallerini mafya olmak süslüyorsa lütfen titreyip kendimize gelelim.
Gençlerimiz televizyondaki sanal hayata uygun meslekleri tercih etmeleri, okul bitirmeden, kolay yoldan para kazanmayı tercih etmeleri, hayatın sadece getirilerini yansıtan, çok da fazla götürdüklerinden haberi olmayan gençlerimizin Dansöz, şarkıcı, mafya üyesi veya patronu olmaları sizleri rahatsız etmeyecek mi !!!?
Yarın bir gün birinin canı yandığında ilgisiz ve alakasız davranmanız neticesinde ortaya çıkacak olan faturaların bedeli sizlerin başınızı yastığa koyduğunuzda sizi rahat bırakacak mı? Birde bunu düşünün.
Genç dinamiktir, beğenmek, beğenilmek, sevmek, sevilmek ister. Ailede, okulda ve toplumda bir yeri olduğunu, varlığının hissedilmesini bekler ve zaman zaman davranışlarıyla bunu göstermeye çalışır. Umduğunu ve beklediğini bulan genç mutlu olur, aksi halde mutsuz ve problemli hâle gelir. Problemli genç hem kendisi, hem de çevresi için zararlı olmaya başlar. Böyle durumlarda genci anlamaya çalışmak, ona rehberlik etmek, her yetişkinin görevi olmalı.
Geleceğimizin teminatı olarak gördüğümüz gençleri iyi yetiştirmek, devlet ve millet olarak hepimize düşen görevdir.
Gençlik bizim geleceğimizdir. Gençler hem bizim emanetimiz, hem de emniyetimizdir. Gençlik bizim gücümüz ve güvencemizdir. Gençliğe sahip çıkmamak ve hele onları hor kullanmak büyük sorumsuzluktur.
Yetiştirme yurtlarında kalan ve ayrılmış olan gençlere sahip çıkılmalıdır. Hatta saygı duyulmalıdır. Bizler bu ülkelin öz evlatlarıyız.
Bizlerin bizden başka sığınacak yer bulunmayan, bin bir türlü yokluk ve yorgunluk içinde hayatın çilelerine ve cilvelerine katlananlarız.
Bizler bu ülkenin hamuru, tuğlaları ve çakıl taşlarıyız.
Gençlerimizi unutmayalım, sakın onları hor görmeyelim.
Buradan genç kardeşlerime seslenmek istiyorum. Her şeyden önce kendi kıymetinizi bilin. Gençlik çağını iyi değerlendirin. İlköğretim, orta öğretim, yüksekokullar ve bütün fakültelerde okuyun. Kuru kahramanlık ve disiplinsiz, başıboş davranışlar içine girmeyin.
Sizi istismar etmek ve gerçek dışı hedefler peşinde hayatınızı çürütmek isteyenlerin arkasından asla gitmeyin.
Yetiştirme Yurtlarındaki Gençlerin, geleceğin güvencesi olabilmesi için, onları dışlanmayan, değer veren bir kesim olması gerekir.
Çünkü gençlerimiz kendini kanıtlama ve kendi kimliğini arayıp bulma çabaları içerisindedir.
Huysuzluk, öfke, kendini iç reaksiyona kaptırmak, tutkularının kölesi olmak, isteklerinin önüne dikilen küçücük engele bile katlanamama onların en büyük zaaflarıdır.
Onura ve başarıya her şeyden çok önem verirler.
Kötülükleri tanımadıklarından eli açıklık ve iyimserlik yaparlar,
Aldatmadıklarından çabuk güvenir, çabuk bağlanırlar. Yalan söyleyemedikleri için yurttan çıktıklarında da herkesi kendileri gibi dürüst zanneder ve bundan da çoğu zaman zarar görürler. Amaçları da hayalleri gibi yüksektir.
Çünkü daha hayatın darbelerinden haberleri yoktur. Oysa hayat şartları o kadar sınırlayıcıdır ki, daha bu sınırları bile öğrenememişlerdir.
YURTDER’in en büyük amacı kardeşlerinin elinden tutmaktır.
Bunun için var gücümüz ile çalışmaktayız.


