Yetiştirme Yurdunda Genç Olmak

Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta

Bizler Çocukluğumuzdan itibaren yuvalarda büyüdük. Yuvalara geliş sebepleri farklı da olsa aynı kaderi paylaştık. Anne-babalarımız ya hiç olmamıştı ya da ekonomik sebepler yüzünden küçücük bedenler ayrılıkla tanışmıştı.

Kimsesizliği hissetmiş ve kendimizle aynı kanı bile taşımayan birçok çocukla kardeş olmuştuk. Ergenlik çağına girdiğimiz zaman alıştığımız ortamdan ayrılıp yetiştirme yurtlarına yerleştirildik. Bu durum, aile ortamında büyüyen bir çocuktan belirgin bir şekilde farklılaştığımız ilk noktaydı. Aidiyet duygusunun yerleşeceği ve bağlanmayı sağlıklı olarak yaşayacağımız bir dönemde o ortamdan büyüdüğümüz için ayrılıyorduk.

Ergen için aile ortamında büyümemek bir travma sebebiyken, o ortamdan başka bir kuruma aktarılmamız ikinci bir travma sebebi oluşturuyordu. Yetiştirme yurdunda ortama uyum sağlama çabası içine girerdik. Güven duyguları zedelendiği için daha ürkek ve hayata karşı daha tedirgin bakardık. Yetiştirme yurdundaki gençler de yaşıtları gibi duygusal gel-gitler yaşarlar, hepimiz yaşadık. Tek sırdaşımız genelde arkadaşlarımız olurdu. Fakat arkadaşlarımızda benzer sorunları yaşadığı için bazen yeterince iyi aynalama yapamazlardı.

Yurtlarda kalan gençlere yoğun bir ilginin gösterilmesinden ziyade sürekli bir ilginin gösterilmesi önemlidir. İlginin sürekliliği benlik algılarını güçlendirir. Kimlik duygusunu tanımlamaya çalışırken zaten yeterince bocalarlar. Yurtlarda kalan gençlere kurallar ve gerçekler anlatılır. Kurumun gerçekliği hatırlatılır. Anneler farklılaşır, ama kurumun müdürü onun dünyasında çocukluğundan beri “müdür baba” olur. Müdür babanın yapısına göre çocuğun dünyasında “baba” figürü şekillenir ya da travmatize olur. Onları terbiye etmenin rolü nasihat vermek ya da kuralları tekrar tekrar hatırlatmaktır. Sevgiden yoksun olarak yetiştikleri zaman duygusal dünyaları yeterince tahrip olur. Onay ve taktir gördükleri herhangi birine yönlenebilirler. Bu kurumlarda çalışan kişilerin, çocukların ve gençlerin duygusal yönelimlerini kendi duygusal çatışmalarına malzeme etmemeleri gerekir.

Ergen, sağlıklı bir özdeşim modelini yeterince iyi kuramadığı için farklı bir ilgiyi, sevgi olarak yorumlayabilir. Özellikle cinselliğini yeni yeni keşfettiği dönemlerde bunu sömüren ya da taciz eden bir yetişkinle karşılaştığında bazen zihin bunu taciz değil, sevgi olarak yorumladığı için benlik yara alsa bile yıllar sonra tacizin etkileri çıkabilir.

O zaman duygusal bir travmaya, cinsel travma eşlik eder. Benlik psişik bir travmayla baş etmeye çalışır. Bu kısır döngüden kurtulabilenler, savunma mekanizmalarını güçlendirerek hayata adım atabilir. Ama ergen yapısal olarak zayıfsa, daha çatışmalı ilişkilere girebilir. Alkol-uyuşturucu bağımlılıkları ya da kişilik bozukluklarına kadar gidebilen bir tablo ortaya çıkabilir.

Onları dinlemek, anlamak ve sevgiden yoksun bırakmamak gerekir. Onlar hepimizin çocukları ve bu sorumluluk hepimizin sorumluluğu.

Emanete yeterince iyi bakabiliyor muyuz, ne dersiniz?...

Yurttaki ve yuvalardaki kardeşlerimizi ziyaret ediyor muyuz?

alıntıdır.